GG:Yönetmenler #1

Merhabalar;

Uzun zamandır sizlere sözünü verdiğim o yazı serisinin ilk bölümü ile karşınızdayım;daha önce Marvel Sinematik Evrenini incelediğimiz geçmişten günümüze yani GG serimizde bu sefer ise Ünlü yönetmenleri inceleyeceğiz; her hafta başka bir yönetmenin hayatından  küçük noktalara değinip onları ve film tarzlarını hep beraber anlamaya çalışacağız.Lafı uzatmadan sizleri ilk yönetmenimizle baş başa bırakayım;adı mı,adı süpriz olsun….

1977 yılında 7 yaşında babasının 8mm’lik kamerasıyla filmler çekmeye çalışan bir çocuk düşünün,o zamanlar filmler çeken çocuğun büyüdüğünde sinemaya yön verecek  büyük bir yönetmen olacağını kim bilebilirdi ki.

Tabi bu sıralar küçük çocuğumuz evde kamerayla uğraşırken annesi babası ne yapıyordu diye sorabilirsiniz onlar ailenin 5.üyesini yani 3. erkek çocuklarıyla uğraşıyorlardı çünkü bundan 1 yıl önde doğan Jonathan daha çok küçüktü abisi ise ailesinden belki de gizli bilinmez kamerayla filmler çekmeye çalışıyordu ama kimsenin aklına gelmezdi ileride Jonathan’ın abisiyle beraber yazdığı senaryoların tüm dünyayı sarsacağını…

Yıllar geçtikçe büyüyen bu çocuk 11 yaşında karar vermişti;ileride bir yönetmen olacaktı;Stanley Kubrick ve Ridley Scott ise en çok etkilendiği iki yönetmendi.18’ine geldiğinde Londra Üniversitesi Akademisi (UCL)‘de İngiliz Dili Edebiyatı okumak istedi çünkü orada 16 mm kameralar ve Steenbeck diye bilinen montaj cihazları vardı.Orayı kazandı ve bu sayede ilerideki eşiyle Emma’yla tanışmış oldu.Üniversite yıllarında 35 mm uzun metrajlı filmler çekti çünkü yazları 16 mm film çekmek istiyor ve ihtiyacı olan paraya ancak böyle ulaşıyordu.Üniversite süreci sona erdiğinde geriye 2  film bırakmıştı;ilki sürreal bir film olan Tarentalla‘ydı diğeri ise zor imkanlarla çekilen Larcenydi.İkisi de beğenildi.Üniversite hayatının da sonuna geldiğinde bu genç iş hayatına atladı ve kamera operatörlüğü gibi farklı mesleklerde çalıştı.

Sonrasında  gencimiz 27 yaşındayken bir film daha çekti; Doodlebug isimli bir kısa filmdi çektiği ve yine aldığı tepkiler fazlasıyla iyiydi.3 dakikalık kısa filmi isterseniz siz de izleyin ve öyle konumuza devam edelim:

Filmlerde kullanılan zamansal sınırlamalara yani arka arkaya gelen sahnelerin illa birbirini takip edecek sırada olması zorunluluğunu  hoş bulmayan eş zamanlılığa kafayı takan gencimizin evine hırsız girince kafasında oluşan fikri tamamladı ve The Following filmini çekmeye başladı;1 yılda bitirdiği filmin yapımcılarından biri ileride hemen hemen her filminin yapımcısı olacak olan eşi  Emma‘ydı ; oynayan oyuncular maddi yetersizliklerden dolayı ailesi ve arkadaşlarıydı.

Küçük Jonathan da büyümüştü ve abisine üzerinde çalıştığı bir öyküden bahsetti,gencimiz bu fikre bayıldı ve bunun filmini çekmek için çalışmalara başladı,2 yıl sonunda film çekilmişti ve hepimizin adını bildiği  Memento filmi ortaya çıkmıştı.Aynı zamanda bu film yönetmenimiz için de çıkış filmi olmuştu;çok sayıda adaylık alan ve ödül toplayan Memento sayesinde yönetmenimize bambaşka kapılar açıldı. (2 Oscar adaylığı aldığını da belirtmekte yarar var)

Kapılar açıldı derken öyle küçük kapılar değildi ; Steven Soderbergh ‘in ilgisini çekmişti,Steven da kendisinin yapımcılığını yapacağı filmi yönetmenimizin çekmesini istiyordu (belirtelim bu filmin bir çok yapımcısı vardı hatta George Clooney de bu isimlerden biriydiWarner Bros.‘la inatlaşan Steven yönetmenimizi kabul ettirdi ve Insomnia 2002 yılında vizyona girdi.Al Pacino,Robin Williams,Martin Donovan gibi ünlü oyuncularla ilk kez çalışan yönetmenimiz hem film konusunda hem de ünlü oyuncuları yönetme konusunda kendi başarısını gösterdi.

Yönetmenimiz daha bu filmi çekmeyi bitirmeden kardeşi Jonathan ile bir senaryo üzerine çalışmaya başlamıştı ama çeşitli sebepler yüzünden bu filmi çekmesi için daha en az 4 sene geçmesi gerekiyordu ki senaryo gibi noktalar tam olarak otursun ;o ise 4 yıl boyunca boş durmayacaktı ..

2003 yılına geldiğimizde çocukluğundan beri en sevdiği çizgi roman kahramanının filmini çekme düşüncesiyle gittiği şirket Warner Bros. tan başkası değildi ve yönetmenimiz 2 yıl içerisinde o filmi çekti yani Batman Begins ‘i.

Film çok beğenildi,ödüller ve adaylıklarını bir kenara bırakın süper kahraman filmleri ile algıyı değiştirmeye çok büyük katkıda bulundu;2002 yapımı Spider-man ve Batman Begins kaliteli süper kahraman filmlerinin geleceğinin haberini bize çok önceden veriyordu.

Batman sonrasında kardeşi Jonathan ile 2001’de  Insomnia’ nın Post-Production aşamasında senaryosunu yazmaya başladığı  filmi gerçeğe dönüştürmek üzere adımı attı;kitap uyarlaması olan Prestigevizyona girdi,beğenildi ve de yönetmenimizin ününü artırdı.Ayrıca usta oyuncu kadrosuyla çalışması  da herkesin dikkatini çekiyor zor gözüküyordu ama onun için bir alışkanlık olmuştu ve gayet de başarılıydı bu konuda.Aile ve arkadaşlardan başlayan oyuncu kadrosu çok değil 8 yıl içerisinde usta oyunculara dönüşmüştü ve bu konuda da inanılmaz iyi tepkiler alıyordu.

Batman serisine devam eden yönetmenimiz ; The Dark Knight filmini çekti;bu filmi çekerken hem büyük bir risk almıştı hem de kendi sınırlarını belki ilk kez bu kadar uçlara taşıyordu.Herkesin cesaret edebileceği bir şey değildi o zamanlar;Batman ismini filmin adından komple kaldırıp çizgi romanlardan bilinen farklı bir isimle devam filmi çıkarmak yani bir serinin ikinci filminde adını değiştirmek.

Üstelik Green Screen yani yeşil ekran gibi bilgisayar efektkli yöntemleri pek sevmeyen yönetmenimiz bu konuda da sınırlarını zorlamıştı,evet daha önce de gerçekçiliğe önem verdiğini biliyorduk ilk Batman filmindeki Batman karakteri oldukça gerçek hayattan biri gibiydi fakat The Dark Knight’da yeşil ekran kullanmamak için bir tırı gerçek hayatta devirmişti yani artık ipleri komple kesinlikle eline almıştı istediğini yapıyor kendi tarzını ortaya koyuyordu. 

Ayrıca belirtelim; IMAX kameraları ilk kez bu filminde bazı sahnelerde kullanmıştı ki o sıralar dünyada sadece 4 tane IMAX kamera vardı.(Ve yolu Hans Zimmer ile ilk kez bu filmde kesişmişti.)

Film 2008 yılında vizyona girip 2.5 Milyar hasılat elde etti;  8 adaylık ve 2 ödül kazandığı Oscar gibi şeylerden bahsetmek yerine anti-kahraman sevdiren bir filmden bahsettik az önce;hala her izlediğinizde her noktasında sizi ayrı etkileyen bir şaheserdi The Dark Knight.

Bundan 2 yıl sonra bambaşka bir filmini çekti yönetmenimiz o da alışıldığın çok dışındaydı ve  tam 8 adaylık 4 Oscar ödülü kazanan Inception ortaya çıkmıştı ve evet müzikleri Hans Zimmer yapmıştı..

Tereddütlerle döndüğü Batman serisinin 3.filmiyle seriye güzel bir bitiriş yapan yönetmenimiz aynı zamanda Superman’i de günümüze uyarlamak için yazdıkları Man Of Steel filmininde yapımcılığını üstlenmişti tabi filmi bir gün burada inceleyeceğimiz Zack Snyder çekmişti.

Yıllar 2014’e geldiğinde çocukluğundan beri dikkatini çeken yıldızlar ve gökyüzü ile ilgili yine kardeşi Jonathan ile yazdığı bir senaryo yani Interstellar ortadaydı hatta bu sefer filmi çekmesi için Steven Spielberg ismini de düşünmüşlerdi fakat olmadı filmi yönetmenimiz çekti ve film yine büyük oranda olumlu tepkiler;5 adaylık 1 Oscar ödülü aldı.

2017 yılında ise yine farklı bir kulvara yöneldi bir savaş filmi çekti hatta ilk kez böyle tarihi gerçek bir olayın üstüne film çekmişti;yine efektleri minimum kullandı;savaş gemilerini gerçekten kullanmasıyla baya da yankı uyandırdı filminde.Tarihi olayı yaşamak için 19 saatlik bir tekne yolculuğu bile yaptı  ve sonunda 8 aday ve 3 Oscar ödülü kazanan  Dunkirk ortaya çıktı.

Eminim çoktan kim olduğunu anlamışsınızdır ama ben şimdi biraz da bilmediklerinizden bahsedeyim ve sonunda sizi ismiyle baş başa bırakayım:

-Kendisi gerçekten dijital dünyayı pek sevmez;mail kullanmaz hatta çıktılarını bile asistanına aldırır.

-Her filmini çekmeden önce babasının daktilosunda yazar.

-Çayı çok sevdiğini sürekli söyler ve sette sürekli termosuyla dolaşır.

Mavi ve gri tonlarına bayılır filmleri de genelde bu tonlarda olur.

-Filmlerinin açılış sahnelerinde genelde Flashback veya filmin ilerisinden sahne kullanmayı sever.

-Amerikalı rolünde genelde Amerikalı oynatmaz.

-Büyük bir James Bond hayranıdır.

-Çoğu filmi Oscar’da en az 2-3 dalda aday gösterildi ve çok sayıda ödül de kazanır fakat kendisi hiç En İyi Yönetmen ödülünü kazanamadı.

-Renk körüdür.

Michael Caine , Cillian Murphy ve Tom Hardy gibi usta oyuncularla çalışmayı çok sever ki bu sebepten kendilerini  onun filmlerinde bol bol görüyoruz.

Evet hala bilmeyen tanımayan kalmamıştır diye düşünüyorum ama bugün Christopher Nolan ile sizlerle birlikteydik ;umarım o daha da çok film çeker ben de  o filmleri yazmaya devam ederim,bir sonraki hafta bambaşka bir yönetmen ile görüşmek üzere kendinize iyi bakın…

 

(Daha 2.paragrafı okurken bahsettiğim ismin Christopher Nolan olduğunu anlayan varsa benimle iletişime geçmesini rica ediyorum…)

 

 

 

 

 

 

 

 

Bonus Fotoğraf:

 

 

Anketler

İlk İzlenim yazıları devam etsin mi ?

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

Son Yazılar: Garip Bir Yer

Şeytanın Kemancısı Chopin Ve Liszt’i Nasıl Etkilemişti?

Şeytanın Kemancısı Chopin Ve Liszt’i Nasıl Etkilemişti?

Kariyerinin başlarında, çeşitli orkestralarla birlikte çalarak doğduğu topraklarda ünlenen Niccolò Paganini, 1810’lu yılların başında yalnızca…

Çeşitli Müzisyenler Tarafından Yorumlanan 10 Joy Division Parçası

Çeşitli Müzisyenler Tarafından Yorumlanan 10 Joy Division Parçası

Manchester grisinde başlayan ve birkaç sene içerisinde de Ian Curtis’in intiharı ile sona eren kısa…

Dave Brubeck’in Türkiye Anısı Ve Bir Caz Klasiğinin Doğuşu

Dave Brubeck’in Türkiye Anısı Ve Bir Caz Klasiğinin Doğuşu

Annesinden aldığı klasik müzik dersleri ve sahip olduğu doğaçlama yeteneği ile erken yaşlardan itibaren şekillenmeye…

Kategoriler

Son Yazılar

Arşivler

Son Yorumlar

Yeni yazılardan haberdar olun

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir