Şeytanın Kemancısı Chopin Ve Liszt’i Nasıl Etkilemişti?

Kariyerinin başlarında, çeşitli orkestralarla birlikte çalarak doğduğu topraklarda ünlenen Niccolò Paganini, 1810’lu yılların başında yalnızca solo konserler vermeye başlamış ve Milano’daki konserinin ardından İtalya dışında da hatırı sayılır bir tanınırlık elde etmişti. 1828 yılından başlayarak Avrupanın dört bir yanına kemanından çıkan kıvılcımları saçacağı konserler dizisinde ise, ismiyle beraber anılacak yeni efsaneleri de peşinden sürükleyecekti.

Bu efsanelere Aydın Büke kitabında şöyle yer veriyor:
“Kimi kez içine şeytanın girdiği iddia ediliyor, hatta Goethe’nin Faust’undaki Mephistopheles’in keman çalışının böyle olacağı yazılıyordu. Goethe ise 1832 yılında Johann Peter Eckermann ile konuşmasında, doğaüstü güçlerden söz açılınca yaptığı tanımlamanın ardından konuyu Mephistopheles’e ve Paganini’ye getirerek şunları söylemişti: ‘Doğaüstü güçler akıl ve zeka ile çözümlenemeyen şeylerdir. (…) Mephistopheles tümüyle olumsuz bir varlık; oysa olağanüstülük tümüyle olumlu eylemler gücünde ifadesini bulur. Sanatçılar arasından, daha çok müzik adamları arasından çıkar, ressamların sayısı daha azdır. Paganini’de bu özellik üst düzeyde vardır, bu sayede bu kadar büyük başarılara imzasını atmıştır.’”

Erken yaşlardan itibaren sıkı çalışmasının etkisinin yadsınamaz bir gerçek olduğu, izleyenlere yabanıl bir izlenim veren virtüözlüğünde, kimi bulgulara göre sahip olduğu marfan sendromunun da etkisi vardı. Sendrom nedeniyle çağındaki kemancıların hayli zorlandığı parmak pozisyonlarının rahatlıkla üstesinden gelebiliyordu. Alışılagelmişin dışına çıktığı bu kendine has parmak pozisyonları, sıkça başvurduğu arpejleri, sıçratarak kullandığı arşesi, elde ettiği gitar efektleri, pizzicato ve arco teknikleri sonucunda çıkardığı seslerle, zamanının nispeten çok daha dingin olan keman anlayışına adeta meydan okuyor gibiydi. Romantik dönemle beraber önemi giderek artacak olan virtüözlüğün, soluk yüzü ve uzun siyah saçları ile sahnelere siyahlara bürünmüş vaziyette çıkan “Şeytanın Kemancısı”nın kemanından yansıyan ayak sesleriydi bunlar.

 

 

CHOPIN

Tarih 21 Mayıs 1829’u gösterdiğinde Avrupa turnesi çerçevesinde Varşova’ya ulaşan Paganini, ilk konserini, varışının iki gün sonrasında, yeni kralın taç giyme töreninde vermişti. Rus Çarı I. Nikolay’ın 19. yüzyıl boyunca haritadan kaybolmuş Polonya’da (1807-1815 arasında Napolyon tarafından oluşturulmuş Varşova Düklüğü ile kısa bir süre varlığını sürdürmüştür), Polonya Kralı olarak taç giydiği sembolik bir törendi bu.
Taç giyme törenindeki konserinin ardından kentte kaldığı yaklaşık 1 aylık sürede verdiği 10 kadar konserle, o daha bu topraklara gelmeden namını fazlasıyla duymuş heyecanlı Varşova halkına, kemanını daha çok dinlemeleri fırsatını da sunmuştu Paganini. Bu konserler silsilesinin sürpriz bir konuğu da vardı. Aynı tarihlerde Varşova’da konser vermekte olan İtalya’da tanıştığı yakın dostu, Polonyalı kemancı Karol Lipiński. İtalyan müzik çevreleri iki kemancıyı değerlendirdiklerinde mutlak bir üstünlüğün hakim olduğu kesin bir sonuca varamamış en sonunda iki kemancının da kusursuz bir icra tekniğine sahip olduğunu belirtmişlerdi. Yine de zaman, bu iki yetenekli kemancıdan Paganini’nin yanında durmuş ve gün geçtikçe onun etrafında yeni efsanelerin oluşmasına tanıklık etmişti.

Şimdi kendi ülkesindeyken Lipiński, bir prestij ve gurur meselesi olan bu çekişmede bütünüyle arka planda kalamazdı. Elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan kemancı, yine de salonları Paganini kadar dolduramıyordu.  Gazetelerde sürekli yeni eleştiriler yayımlanıyor, bir Polonyalı olarak Lipiński’ye haksızlık etmek istemeyen eleştirmenler, Paganini’nin çalışındaki sıra dışılığa da dikkat çekmekten kendilerini alamıyorlardı. Kimi eleştirmenlerse, kemancının bu sıra dışılığını tümüyle kemandan o güne dek duyulmadık sesler çıkarmasına bağlayarak yerinde bir tespitte bulunmuşlardı. O sıralar Powszechny Dziennik Krajowy adlı gazetedeki Lach Szyrma’nın kaleminden çıkan yazıda şu satırlara rastlanıyordu: “Paganini kemanın gerçek güzelliklerini aramak zahmetine katlanmıyor, o  çalgısından bir gitarın, bir düdüğün ya da kuşların sesini çıkarmanın peşine düşüyor; keman çalışında ve bestelerinde tuhaf bir karakter var. (…) Çalışında tıpkı Byron’un şiirlerindeki ruh var. Çıkardığı sesler ilahi değil, meleklerin sesini yansıtmıyor, acı dolu, karanlık, öte dünyadan gelirmiş gibi. Yavaş bölümlerde notaları hiçbir zaman oldukları gibi yalın şeklinde çalmıyor. Olabildiğince birbirinden ayırıyor, sık sık ‘tremolo’ ve ‘flageolet’ çalışa başvuruyor. (…) Buna karşılık Lipiński tam karşı cephede yer alıyor. Yeni akımın bu önemli temsilcisi sanatın kurallarına sıkı sıkıya bağlı, izlediği yol tümüyle iyi beğeninin çizgisi, tüm gayretiyle estetik değerlere bağlı kalmaya çalışıyor, gerekmedikçe akrobatik gösterilerden uzak duruyor. Eğer Paganini’nin fantastik yorumunu romantik olarak adlandıracaksak, Lipiński kelimenin tam anlamıyla gerçek bir klasik.”

 

 

O dönem gazetelerde yer alan tüm yazılarda, kimi zaman fanatizme kadar varan görüş ayrılıkları dikkati çekiyordu. Bütün bu olanlara elbette ki Chopin de kayıtsız kalamazdı, muhtemelen konserlerin çoğuna katılmış ve çıkan eleştirileri de okumuştu.

Aydın Büke kitabında Paganini’nin Chopin üzerindeki tesirini şöyle ifade ediyor:
“…İtalyan kemancının olağanüstü tekniğini görmezden gelemezdi. Sanatçının son konserinde seslendirdiği bir temadan yola çıkarak kısa bir parça besteledi. Chopin’in ölümünden sonra La majör Çeşitlemeler – ‘Souvenir de Paganini’ başlığıyla yayımlanan yapıtın en önemli özelliği, genç bestecinin o dönem diğer yapıtlarında olmadığı kadar monoton armonik yapısıydı. Aslında bu, Chopin’in Paganini’nin bestelerinin gerçek yüzünü son derece iyi anladığının bir kanıtıydı. Müzik tarihçileri, Paganini’yi dinlemenin delikanlı üzerindeki gerçek etkisinin, bir süre sonra besteleyeceği piyano etütlerinde kendini gösterdiğini düşünüyor. Ancak Chopin için herhangi bir çalgı için yazılan alıştırma parçalarının temelinde mutlaka teknik cambazlığın bulunması gerekmiyordu, bu yapıtlar aynı zamanda duygu dolu da olabilirdi. Paganini’nin Varşova ziyaretini izleyen aylarda bestelemeye başladığı Etütler’ini (Op.10) birkaç yıl içinde tamamlayacak ve 1832’de yayımlayacaktı.”

 

 

LISZT

Yaşlılığında oldukça az insanın sahip olabileceği türden hayli kalabalık, sıkı çalışmanın zaferleriyle taçlandırılmış ama bir yandan da hayal kırıklıklarının olduğu, bütününe bakıldığında ise dolu dolu yaşanmış bir hayatı gerisinde bırakan Liszt’in, içinde bulunduğu ruh durumunu hayattan bıkkınlık, can sıkıntısı olarak üstü kapalı ifade ettiği o dönemde yazdığı mektuplarında karşımıza çıkanlar, tuhaf karşılanamazdı belki de. Hayatın getirdiği tüm zevk ve kederden yorulmuş, bitkin düşmüştü artık. Ancak tuhaf karşılanabilecek durum Liszt’in henüz gençken dahi bu ruh haline kapılıp müzik dünyasına elveda diyerek kiliseye adımını atması olabilirdi. Erken yaşlarından itibaren dini düşünceler aklında yer etse de aslında gençlik döneminde onu etkileyen, aşk hayatında yaşadığı hayal kırıklığı, uzun süreli hastalık süreci, halk önünde enstrümanını icra ederek ilerleyecek bir kariyere karşı doğuştan gelen bir isteksizlik, konserlerine fazla katılım olmayan piyanistin, annesinin ve kendisinin yaşamlarını Paris’te idame ettirebilmeleri için vermesinin zorunlu olduğu özel dersler gibi başka sebepler de vardı.
Liszt’in pek çok açıdan müzik dünyasına olan katkılarını, hayatı boyunca diğer müzisyenlere yaptığı yardımları göz önünde bulundurduğumuzda onun bu yolda devam edip de rahip olması gibi bir senaryonun gerçekleşmesinin ne denli büyük bir felaket ve kayıp olabileceğini daha kolay anlayabiliriz.

1831 Mart’ında Paris’te Paganini’yi bekleyenlerden biri de, bütün içsel kaosuyla birlikte Franz Liszt idi. Konser saati geldiğinde salonu meraklı gözlerle dolduran kalabalık, sahnede duran siyahlar içindeki ününü çokça duydukları kemancıyı süzmekle meşguldü. Başlar başlamaz her zaman olduğu gibi kemanın sınırlarını zorlayan Paganini, orada toplanmış kalabalığı büyülemeye koyulmuştu. Onu izleyen salondaki diğer kemancılar, İtalya’dan gelen bu ilginç adamın böyle sesleri nasıl çıkarabildiğini anlayamıyorlardı.  O an kafasından, Paganini’nin kemanında uyguladığı teknik olanaklardaki böylesi bir gelişmişliği piyanoya uyarlayınca ne muhteşem şeylerin ortaya çıkabileceğini geçiren Liszt içinse artık her şey kesinleşmişti.

Kafasına koyduğunu yapmak için fazla zaman kaybetmeden işe koyuldu. O günden sonra halka açık konserlerine ara veren Liszt için zamanının büyük çoğunluğunu piyano üzerindeki deneysel çalışmalarına adadığı bir dönem başlamıştı. Üç yıl süren gayretli çalışmalarının ardından verdiği ilk konserde kendisini, konserin sonunda coşkulu ve hatta çılgınca tıpkı Paganini’yi alkışladıkları gibi alkışlayan bir kalabalıkla baş başa bulmuştu. Sonrasında Paganini eserlerini uyarlamasıyla ve yazdığı bazı Paganini etkisini yansıtan eserleriyle de “Piyanonun Paganini’si” sıfatını pekiştirecek olan Franz Liszt’in önünde, döneminin hiçbir piyanistinin icra alanında kendisini yakalayamadığı yeni bir sayfa açılacaktı.

 

 

Bu yeni sayfanın en tepesine yazılan “Piyanonun Paganini’si” başlığının dar kapsamı, sonraki gelişmeler ışığında açığa çıkmıştır. Liszt’i çılgınca alkışlayan kalabalık bir yana onu en iyi değerlendirebilecek olan elbette ki dönemin diğer bestecileri ve icracılarıydı. Farklı stillerin müzikal yansımalarının temsilcileri olan Mendelssohn, Schumann, Chopin, Grieg gibi bestecilerin dahil olduğu bir grubun üzerinde fikir birliğine vardığı nokta, Liszt’in virtüözlüğünün yanında aynı zamanda parçaların özünü çok iyi anlayabilen, yorumculuk sanatına hakim bir piyanist olduğuydu. Liszt bunu, yukarıdaki grupta yer alan her bestecinin önünde o besteciye ait eserleri çalarak ispatlamıştı.
Dönemin ünlü Fransız bestecilerinden Berlioz, Beethoven’ın 106 Opus numaralı sonatının, Liszt onu çözünceye dek kendisi için bir bilmece olduğunu itiraf edip onu, “geleceğin piyanisti” olarak adlandırmıştı. Yine aynı sonatla ve Beethoven’ın 111 Opus numaralı sonatı ile ilgili olaraksa Wagner, bu sonatları anlamasını sağlayan ilk kişinin Liszt olduğunu söylemişti.

Piyanoyu aynı zamanda sonraki dönemlerde orkestranın bir minyatürü olarak görerek çeşitli orkestra eserlerini piyanoya uyarlayacak ve bu anlayışla kendi bestelerini de yapacak Liszt’in piyano alanındaki etkisi hakkında -böylesi büyük bir etki için, abartısız şekilde-, Victor Hugo’nun Fransız dilinin mekanizmasına getirdiği devrimin haricinde karşılaştırabilecek hiçbir şey bulamadığını ifade ediyordu ünlü Fransız besteci Saint-Saëns.
Bu açılardan baktığımızda başlarda virtüözlük kısmı göze çarpan Lisztisizm, üzerine eklenmiş derin bir müzikal kavrayış sayesinde yeşeren yorumculuk sanatıyla sonraları, saf virtüözlük olarak da tanımlanabilecek Paganinizmin ötesine geçmişti.

Sonuç olarak Paganini, iki besteci ve o yıllarda müziği meslek olarak seçme aşamasında olan isimler* için sunduğu bakış açısıyla virtüözlük kıvılcımını ateşlemişti. Piyanonun tarihsel gelişimi, Sanayi Devrimi ile daha çabuk yayılabilmesi, Fransız İhtilali’nin öngördüğü yeni toplumun, konser salonlarında yer etmesi gibi olaylarla paralel olarak gelişen müzikteki Romantik dönem, aynı zamanda coşkunluğun iyi bir dışavurumunu sağladığından 19. yüzyılı virtüözlüğün asrı yapmıştı. Yeni yüzyılın enstrümanı halini alan piyanonun, kendi dönemlerinin en iyi icracılarından olan Chopin ve Liszt, yazdıkları piyano eserleri ile de özellikle Fransız ve Rus besteciler üzerinde büyük etkiye sahip olacaktı.

 

Bu isimlerden biri olan Schumann, bir Paganini konseri sonrası hayatını hukuk alanında çalışarak geçirmek yerine müzik yaparak geçirmek istediğine karar vermişti. “Karnaval” adlı kısa piyano parçalarından oluşan eserinde “Paganini” başlıklı bir bölüme de yer veren Schumann, Paganini’nin  1 Opus numaralı “24 Kapris”inden oluşan yapıtı için de piyano eşliği yazmıştır. Ayrıca “Paganini’nin ardından etütler”  başlığı altında yayımlanan çeşitli etüt çalışmaları da bulunmaktadır.

 

 

 

Kaynak:

CHOPIN: Tuşlara adanmış bir yaşam, Aydın Büke

http://inmozartsfootsteps.com/1032/paganini-violinist-helped-by-marfan-syndrome/

http://etudemagazine.com/etude/1916/08/was-liszt-the-paganini-of-the-piano.html

http://merlinravensong2.tripod.com/Paganini.html

Anketler

İlk İzlenim yazıları devam etsin mi ?

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

Son Yazılar: Garip Bir Yer

Şeytanın Kemancısı Chopin Ve Liszt’i Nasıl Etkilemişti?

Şeytanın Kemancısı Chopin Ve Liszt’i Nasıl Etkilemişti?

Kariyerinin başlarında, çeşitli orkestralarla birlikte çalarak doğduğu topraklarda ünlenen Niccolò Paganini, 1810’lu yılların başında yalnızca…

Çeşitli Müzisyenler Tarafından Yorumlanan 10 Joy Division Parçası

Çeşitli Müzisyenler Tarafından Yorumlanan 10 Joy Division Parçası

Manchester grisinde başlayan ve birkaç sene içerisinde de Ian Curtis’in intiharı ile sona eren kısa…

Dave Brubeck’in Türkiye Anısı Ve Bir Caz Klasiğinin Doğuşu

Dave Brubeck’in Türkiye Anısı Ve Bir Caz Klasiğinin Doğuşu

Annesinden aldığı klasik müzik dersleri ve sahip olduğu doğaçlama yeteneği ile erken yaşlardan itibaren şekillenmeye…

Kategoriler

Son Yazılar

Arşivler

Son Yorumlar

Yeni yazılardan haberdar olun

alp Yazar:

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir